Özür ve Mekan

İlk olarak: Orhun, Oktay (2017, Aralık 29). Özür ve Mekân. Manifold, çevrimiçi yayın içinde 30 Aralık 2017 tarihinde https://bit.ly/2Zg2Sva direk bağlantısına erişildi.

Görsel: Sultan Ali el-Meşhedi, "Cenaze Alayı”, 1487, resimli elyazması: 24,8 x 14 cm. The MET (Accession Number: 63.210.35)

Özür mekândan kaçmak ister. Onun bu arzusu, özür dileyenin mahcubiyeti, durumu kendine ve karşıdakiyle kurduğu ilişkiye yakıştıramaması, ezilip büzülmesiyle ilgisi olabileceği gibi özür dileyenin buna mecbur kalması, durumun kendisine yüklediği sorumluluktan kaçması, başka bir deyişle ‘yüzsüzleşmesiyle’ de ilgili olabilir. Belki de iki durumu da karşılasın diyedir, özür ile ilgili emojilerin yüzünü gizleyen/başını eğen bir soyutlama (V6.0’da Person Bowing Deeply) ile temsil edilmesi…

Yine de bu kısa yazıda iyi niyetli davranalım ve durumun öncelikle kişinin mahcubiyetiyle ilgili olduğunu varsayalım. Bu durumda mekânda sabitlenmek istenmeyenin aynı zamanda kusurun kendisi olduğunu vurgulamalıyız; zira sabitlendiği takdirde tekrar edilmesi, hiç değilse hatırlanması —mekân ile hatırlama arasındaki ilişkileri mekânın kendisine atfedilen bir hafıza ile değil; bilişsel süreçlerin doğal yansımaları olarak görmek kaydıyla— mümkün olacaktır.

Özrün her şeyden önce olası tekrarlarını destansı bir dille inkâr ve imha eden bir çeşit eğretileme oluşu, onun insanüstü niteliğidir aynı zamanda: Kusuruma bakma, onu görme; beni kusursuz say demektir. Bu aynı zamanda beni imkânsız kıl anlamına gelir.

Özür ile mekân arasındaki ilişki, mekânın sınırlandırılmış doğası ile özrün bu aşkın tahayyülü arasındaki ilişkide kendini açık ediyor olabilir. İspatı mümkün olmayan, doğruluğu ya da yanlışlığı kanıtlanamayan her söz ancak retorik olarak kendini ifade edebilir; yoksa sınanabilir gerçek mekânda değil.

Dahası, özür bir felaket anlatısıdır. Bu anlatı hem geçmişi hem de olası geleceği işaret eder. Özür dileyen kabahatini kabullenirken aynı zamanda bu kabahatin işlenmesini mümkün kılan tüm koşulları da kabullenmiş, kendi gerçekliğiyle yüzleşmiş olur: Kişilikten kaynaklı arızalar da bu minval içinde değerlendirilebilir; sonsuza uzanan mazeretler de… Kişi ya kadere sığınacak ve kendini hiçleştirecektir ya da suçu üstüne alıp ipini kendi çekecektir. Anlatının geleceğe dönük tarafı ise, reaksiyonun muallaklığından ileri gelir. Özür dileyen, affedilmeyi bekler. Ama bu aynı zamanda, kurulan insani temasta, sınırlandırılmış zaman dilimi için de olsa, tanımlı mekânda tüm iktidarın kişinin kendi eliyle karşı tarafa teslim edilmesidir. Bağışlanma aşağılayıcı olmasa bile, tutsak edicidir. Aynı tutsaklığı, felaket anlatısının diğer görünümü, muhtemel gazap da kendiliğinden üretir. Özür dileyenlerin zihinlerindeki muhtemel senaryolara ilişkin tereddütleri, neyi umduklarını bilememeleri de çoğunlukla bundandır.

Bu noktada son olarak özrün kabahati aşması, olası durumu daha beter kılması ve daha kötüsü, bunu o mekânda mühürlemesi de olasıdır; Allah muhafaza.

Özür bir dilektir; ne var ki onun özgün yanı tüm dileklerin değillemesi; hiçbir şeyin değişmemesi, bozulmaması yönündeki bir temenni oluşundan ileri gelir. Oysa değişim zaman ve mekânda sabittir. Özrün uzamı, hayali ama direkttir; muhatabına yaklaşır ve onu sarar, minyatürün mekân tasavvuruna benzer bir yerde: İç ve dış, tüm mekânlar, tüm elemanlarıyla birlikte mesafeyi ölçülebilir olmanın ötesine taşır. Ortak eksendeki elemanların bütün içinde yok olmadığı, onların öznel konumlarının detaylarda da sürdüğü bir gerçeklik daraltmasıdır minyatür. Ne var ki konu, bu daraltma sebebiyle resim alanının dışına taşar. Bir yerde bu, âlemin başka bir âleme açılmasıdır. Ve toparlarsak tıpkı özürdeki gibi, minyatürde de hiyerarşi eylemin oluş sırasıyla değil, tek taraflı bir yakınsamalar silsilesiyle tersyüz edilerek inşa edilir: Mekânın sınırı, özrün limitiyle eşsüremli olarak genişler.

Bu metnin görseli, bu sebeple bir minyatür. İranlı mutasavvıf Ferîdüddin Attâr’ın (1145–1220) Kuşların Dili [Mantıku't-Tayr, 1177] isimli manzum eserinden “Cenaze Alayı” öyküsü… Minyatür, yine İranlı nakkaş Sultan Ali el-Meşhedi’ye (1453–1520) ait; 1487’ye tarihleniyor. Bugünkü Afganistan, Herat’da bulunmuş. Hikâye ölüm korkusundan şikâyet eden bir kuşa ders niteliğinde: Önde bir dervişin, babasının ölümünden dolayı dövünen oğula nasihat vermesi gösteriliyor. Defnin konuyla ilgisi yok; kaçınılmaz olanı göstermek için resmedilmiş. Resim alanının dışına taşan yerde olan bitene seyirci kuşlar bulunuyor. Tüm kitapta olduğu gibi burada da hayatın kendisini simgelemekteler. Tüm bu sahnelerde mekânsal açıdan da anlamsal açıdan da muğlaklık ile kesinlik iç içe girmiş durumda; tıpkı özür gibi.