Fahrettin Örenli ile Söyleşi

İlk olarak: Orhun, Oktay. ve Örenli, Fahrettin. (2016, 09). Organik Bir Form Olarak Kent ve Bilginin İnşası. Istanbul Art News (34), s. 30.

Sanatçının izniyle: Örenli, Fahrettin (2016). Sergiden Genel Görünüm [Fotoğraf]. High Heels Sergisi, İstanbul: DEPO, 2016. © Fahrettin Örenli.

Fahrettin Örenli'nin yeni kişisel sergisi DEPO'da izleyici ile buluşacak. 2 Eylül'de açılacak sergi High Heels adını taşıyor ve Örenli'nin önceki projelerinde olduğu gibi çizim, baskı, resim, fotoğraf, video, yerleştirme ve şiir gibi farklı araç ve teknikleri iç içe geçiriyor. Bu teknikler birbirlerine eklemlenirken bir bütünlük oluşturmayı başarmış durumdalar. Bu yanıyla izleyiciyi DEPO'da yoğun ama keyifli bir sergi bekliyor.

Sergi hazırlıkları sürerken biz de sanatçı ile söyleşme fırsatı bulduk. Güleryüzlü ve kıymetli bir insan ile karşılaştığımızı Tophane'deki mekâna adımımızı atar atmaz anladık. Ama tüm bunlardan daha önemlisi, yaptığı işe ve yapıtlarına ilişkin yaklaşımın farkındalığı üst düzeyde yer alan bir sanatçı ile karşılaştık. Felsefe tarihinde "kendiliğinden" ve "kendisi için" kategorilerini ilgililer bilirler. Bu kavramlar en basit açıklamasıyla süreçlerin kontrolsüz, bilinçsiz, rastlantısal bir şekilde çeşitli olumlu/olumsuz sonuçlar doğurması ile, tersine bu sonuçların planlanmış, kıymetli ve kısmen de teknik yoğunluğu olan bilinçli bir çabanın ürünü olması arasındaki farka işaret eder. İşte Örenli, sanatı karşısında kesinlikle rastlantısal, "kendiliğinden" değil; "kendisi için" bir bilinç sahibi ve bu gerek titizliğinde, gerekse kavramsal arka planına sahip çıkışında kendisini gösteriyor.

İzleyiciler bu sergide ağırlıklı olarak kent ve bilgi üretim süreçleri ile ilgili temalarla karşılaşacak. Yine de bu iki tema kulağa ilkin atılacak sloganların yakın olduğu izlenimi verse de, Örenli sanatını tek bir sesin duyurulması için heba etmiyor. Fahrettin Örenli konuya ilişkin içsel çelişkilerin farkında. O bu çelişkileri sanatına özgün bir ses kazandırmak için etkileyici bir şekilde kullanmayı da ihmal etmiyor. High Heels 9 Ekim'e kadar DEPO'da açık kalacak ve açıkçası onun yeni sezonda görülmesi gereken ilk sergilerden biri olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz.

Öncelikle yeni serginiz High Heels'in öyküsünü ve oluşum sürecini dinleyebilir miyiz?

High Heels kimi belirgin temalara odaklanmış, kendi içinde bütün oluşturan bir sergi. Ama aynı zamanda benim kişisel yaratıcı serüvenim içinde de belli bir yere oturuyor. Aslına bakarsanız, bu sergi ile uzun zamandır sürdürdüğüm çalışmaları belli bir aşamaya taşımış oluyorum. Bu sergi özelinde özellikle iki konuya eğilmeye gayret gösteriyorum. İlki kent kütlesi. Kenti insanın yarattığı bir nesnel olgu olmasının ötesinde organik bir form olarak düşünüyorum. Onun tüm kütlesi içerisinde enformasyon üretme biçimleri, bu enformasyonun taşınması ve bilgi haline gelmesi benim ilgilendiğim süreçler. Ama daha da çok, bilgi haline getirilmiş bu enformasyonun rafine edilmesi… Bunun sonucunda açığa çıkan değerlerin kişiye mi ait olduğu, yoksa yine mi kente ait olduğu dahi tartışmalı benim gözümde. Doğrusu ben bilgi ve ürünlerin kente ait olduğunu düşünüyorum. Kent sahiden de organik bir nitelik gösteriyor bu noktada. Geçmişi, kökeni belli olmayan ama kendi içinde hem bir düzlem olarak bulunan hem de varlık kazandığı andan itibaren kendi güdüleri doğrultusunda gelişim gösteren bir canlı neredeyse. Sözgelimi Mother Nature and Birth of Another Bastard City bu canlılığı gösteren bir iş benim için. Doğadan kopuşu, köksüzlüğü ve kendi başına kalmışlığı içinde yayılan, genişleyen bir organizma...

Diğer eğildiğim tema ise insanın yine bu kent içinde para kazanma/yapma süreçleri. Bu sürecin kendisinin bir yaratıcılık barındırıp barındırmadığı. Ama daha çok da bir sanatçı olarak benim ilgimi çeken, para kazanma süreçlerinin yaratıcılığı etkileyip etkilemediği... Benzeşimler, beklentiler, devinimler içinde yaratıcı olanın kendine nasıl kanal açtığı ya da açıp açamadığı... Sonuçta her şey, en azından günün sonunda para ile ilgili olduğundan, onun sizi sisteme ne şekilde, ne kadarınızla dahil ettiği benim için ilginç bir araştırma.

Bu yanıyla serginin bir bütün olarak politik bir düzleme oturduğunu söylemek o halde mümkün?

Sergi açısından belki evet, ama burada şunu söylemem gerek: Birçok işimde göstermeye çalıştığım gibi bence politika tarih sahnesinden büyük oranda çekilmiş durumda. Belirleyici olan bütünüyle ekonomi oluyor. Onun kendi yasaları, eğilimleri, beklentileri belirleyici hale geliyor. Belirliyor da. Bugün politik değişimler olarak gördüğümüz birçok süreçte arka planda aslında ekonominin küresel güçleri işliyor. Sergi her ne kadar politik tartışmalarla ilişkili temalara eğilmiş olsa da öncelikle içerik açısından, onun işlevsizleşmesini de göstermeye çalışıyor. İşte High Heels böylesi bir çalışma benim için. Dünyanın çoğunlukla sonradan/geç kapitalistleşen/gelişen ülkelerinde yer alan finans merkezi binalarının kondomlar üzerindeki tasvirleri ile oluşturulmuş bir yerleştirme bu. Kiminki en büyük diye tasalanan, sermayenin kendi yasaları ile belirlenen ve açıkçası çoğunlukla hep birbirine benzeyen, nereye ait olduğu dahi tam olarak belli olmayan şeylere ilişkin temsil bu. Benzer şekilde Desire of City Thief çalışmamda da benzer bir amaç var. Aklında/Hayalinde İstanbul olan, ama Amerikan şehirlerinden çalmış olduğu binaları buraya taşıyan bir hırsızın arzusu… Bilinçli bilginin ve onun üretilme kanallarının benzeşmesi, ekonominin tüm bunlar için tek bir zemin haline gelişi. Şunu da ilave etmeliyim: Benim için bu yaklaşımda absürt olanı açığa çıkarma, onu satirik bir biçimde ortaya dökme, teşhir etme ve eleştirme belirleyici. İçerik açısından böyle; nitelik açısındansa işlerimin umarım belirleyeni sadece politika değildir; kendi başına da taşıyabildiği bir değeri vardır. Nihayetinde ben bir sanatçı olarak görsel araştırmalara ve bununla birlikte hem bir süreç hem de bir sonuç olarak sanata inanıyorum.

Söyleşinin başında bu sergi için "Benim kişisel yaratıcı serüvenim içinde de belli bir yere oturuyor," dediniz. Bunu biraz açalım isterseniz: Bu yer nereye karşılık geliyor? Önceki çalışmalarınızla ilişkisi ne ölçüde kuruluyor?

Aslında bu sergide geçmiş sergilerimden de çeşitli işler farklı biçimlerde yer alıyor. Daha önce çeşitli şekillerde sergilenen Entrika Duvarı > ANARTIST örneğin, burada sanatçı kitabı olarak yer alacak. Ama benzer şekilde, onun içinden kimi işler de özgün halleriyle burada olacak. Örneğin değindiğimiz temalarla ilgili olarak “Ah İstanbul” bunlardan biri. Benim işlerimin dört aşaması var. İlki 1995 ile 1998 yılları arasını kapsayan birinci aşama: Bilgiyle birlikte ya da bilgisiz şekilde fiziksel varlıktan öncesine odaklanıyordum. Yaratımları/yapay yaratımları keşfetme, yeni bir yaratım yaratmak için unsurları/imgeleri birleştirme hep bu dönemin temaları idi. Yaratıcı olanın ilksel ve içkin doğasına ilişkin yani. 1996 ile 2000 yılları arasında ise fiziksel varlığın başlangıç evresini konu edindim. Yani bir yerde bilinçli bilgiyi oluşturma süreçleri üzerinde düşündüm, ürettim. 2000'den günümüze değin olan süreçte ise hem gelecek için bir form arayışına odaklandım hem de bununla fiziksel varlığın doğasında olanı soruşturdum. Şimdi ise, özellikle bu sergide, üçüncü aşamadan dördüncü aşamaya bir geçiş söz konusu: Sürdürülebilir bilinçli bilgi nasıl inşa ediliyor? Bunu yanıyla evrendeki fiziksel varlık sona erdikten sonra bilgi ve deneyim kendi başına varlığını devam ettirebilecek mi sorusu da takip edecek.

Son olarak DEPO'nun bir sergileme mekânı olarak işlevini, sizin için önemini ve bundan sonraki projelerinizin ne şekilde ilerleyeceğini konuşalım isterseniz.

DEPO, sadece bir sergileme mekânı olmanın ötesinde, bağımsız ve özgür kalmayı başarabilen birkaç merkezden biri, bu yanıyla, onca kritik yapıp kendim için başka bir yer seçmem mümkün gözükmüyordu. Zaten daha öncesinde de kimi karma sergilerde bir araya gelme şansı bulduğumuz için, bu serginin oluşum sürecini rahatlıkla ele alabildik. Benim için önemi işte tam da bu serbestlik.

Çalışmalarım bundan sonra da bu aşama aşama, basamak basamak ilerlemeye devam edecek: Benim sanatım zannedersem her insanın ya da en azından benim hayatta deneyimlediğim yaşantı aşamaları ile paralellik gösteriyor. Ben sanatsal bir metot üzerinden yaşayan varlığın içsel ve dışsal evlerine dair soruları araştırıyorum. Bu sergide kent ve para bağlamında ele aldığım bilinçli bilginin nasıl inşa edildiği ve dolaştığı sorusu, ana tema olarak bir süre daha devam edecek. Buna ayrıca deneyim ve bilincin kendi başına varlık değeri kazanıp kazanmadığı sorusu da eklenecek ve bakalım nereye doğru gidecek...