Zeyno Pekünlü ile Söyleşi

İlk olarak: Orhun, Oktay ve Pekünlü, Zeyno (2015, 12). Bu Aslında Bir Çeşit Atık Toplama İşi. Istanbul Art News (26) içinde yer aldı. Söyleşi, bloğa eksiksiz tam metin olarak aktarıldı.

Görsel: Zeyno Pekünlü, "Bildiğim Her Şey" Sergisinden Fotoğraf. Sanatorium, 2015. Kaynak URL: https://bit.ly/2VK8sGL

Zeyno Pekünlü’nün “Bildiğim Her Şey” isimli ikinci kişisel sergisi 26 Aralık’a değin Sanatorium’da gerçekleşecek. Kendisinin, bu iki kişisel sergi arasında 14. İstanbul Bienali, 2015 Jakarta Bienali, 2015 Kiev Bienali gibi önemli grup çalışmalarında da yer alıyor. Pekünlü, sanatın icrası kadar araştırılmasında da etkili bir isim: Biri Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ), diğeri Barselona Üniversitesi olmak üzere iki yüksek lisansı bulunan sanatçının sanatta yeterliliği yine MSGSÜ’den. “Bildiğim Her Şey” sergisindeki buluntu videolar üzerine kendisi ile söyleşirken, yaptığı işi “bir çeşit atık toplama” olarak betimledi. Bence ortaya koyduğu bundan daha fazlası: Onun buluntu imajlar, videolar ve metinlerle başlayan serüveninde istifçiliği koleksiyonculuğa, yığıntıyı nizama çeviren bir şeyler var. Üstelik bu nizam dönüştürücü ve etkili. Mevcut olan toplumsal durumun yanlış kodlarını bozan ve altını oyan işler bunlar. Deyiş yerindeyse çöpten çıkardığı imajların yeniden kurgusu ile kanıksanmış ve değerli olduğu var sayılanı tarihin çöplüğüne gönderiyor. Sanatorium’daki Zeyno Pekünlü sergisini gezerken bu söyleşiden de faydalanacağınızı umarım.

Öncelikle bize yeni serginiz “Bildiğim Her Şey”den bahseder misiniz?

“Bildiğim Her Şey” sergisinde dört çalışma yer alıyor. Bir süredir bilgiyi, enformasyonu nasıl üretiyoruz, yayıyoruz, unutuyoruz, hatırlıyoruz, kişisel olanla toplumsal olan hangi noktada ayrılıyor, hangi noktada çakışıyor, işe yarayan ve yaramayan, kullanım değeri olan ve olmayan bilgiyle ne yapılabilir vb. sorular etrafında düşünüyordum. Bu soruların ağırlığı belki de Türkiye’de yaşayan insanlar için son yıllarda iyice arttı. Sürekli gözümüzün önünden, timeline’lardan, news feed’lerden enformasyon akıyor, üç saat önceki bilgi üç saat sonra geçersiz ya da eski, ilgisiz kalabiliyor. Bu sergiye koyduğum işlerin tamamı bu araştırmadan, meraktan çıkan çalışmalar. Benzer sorular etrafında bir yandan sosyal paylaşım platformlarına yüklenmiş “How to?” videolarındaki kendinden menkul uzmanlara, bir yandan bütün bir çalışma hayatının üzerine kurulduğu eğitim sisteminin hack’lenmesine, bir yandan da kişinin ömrü boyunca biriktirdiği bilgi, enformasyon, haber, hatıra, dedikodu yığınına bakmaya çalışıyorum.

Peki, resim eğitimi almışken sonradan ağırlıklı olarak video çalışmalarına yönelmeniz nasıl gerçekleşti? Bu iki tarz arasındaki ifade farklarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Resim eğitimini çok severek ve isteyerek aldım ancak zamanla ilgilendiğim konuları resim malzemesiyle ifade etmek zorlaşmaya başladı. Malzemenin değişmesindeki etkenlerden birinin de popüler mecraların ürettiği malzemeye ilgi duymam oldu ki bu mecralar daha çok dijital ağırlıklı. Çalışmalarımın neredeyse yarıya yakını video ancak yalnızca video da çalışmıyorum. Her fikir, her proje kendi malzemesini arıyor ve buluyor, bu bazen resim, bazen, metin, bazen fotoğraf, bazen de video oluyor. Dolayısıyla resmin karşısına diğer malzemeleri koymuyorum ya da bunlar daha iyidir, üstündür demiyorum, sadece malzeme konusunda esneğim.

“Buluntu” olanla ilişkiniz, onun kimlikleri inşa ederken üstlendiği rol, sizin çalışmalarınızda dikkat çekiyor; bu merak/ilgi nereden kaynaklanıyor?

Popüler mecralarda üretilmiş olan görüntüler ve metinler kendi kurgusu içinde bir takım söylemler gizliyor. Verili kabul ettiğimiz ya da dalga geçip, omuz silktiğimiz pek çok popüler görüntü ve metin aslında değiştirmek istediğimiz söylemleri, anlayışları yeniden ve yeniden üretiyor. Bu söylemleri işaret etmek, üzerine doğrudan söz söylemek yerine bazen yeniden düzenleyerek, bazen de sadece üst üste yığarak araştırmaktan hoşlanıyorum. Yeniden düzenlemenin izleyici adına doğrudan katarsis yaratmak yerine bir eleştirel alan açtığını, bu alanda herkesin kendi tecrübesi doğrultusunda malzemeyle ilişkilendiğini düşünüyorum. Örneğin “Bir kadına ürkütmeden nasıl dokunursunuz?” videosundaki kendinden menkul uzmanlardan birinin videosuyla Youtube’da karşılaşıp, gülüp geçebilirsiniz, ancak aynı malzemeden arada farklılaşan yorumlarla milyonlarca olduğunu bilmek ve bunları yeni bir düzende kurgulamak, montajlamak aslında bize biçilen kadınlık ve erkeklik rollerini, erkekliğin ne olarak algılandığı sorusunu kendime ve izleyiciye sormama yarıyor. Bu çalışmayı yaparken sohbet ettiğim, eleştirisini almak için videoyu gösterdiğim erkek dostlarımın bir kısmı “iyi oldu, bir kaç numara öğrendim” diyebiliyor. O 17 dakikalık sürede kendini kaptırıp güya karşı olduğu söylemin içinde kaybolabiliyor. Bu şekilde iş yapmak, üzerine tekrar bir şey söylemeye çalışmamak izleyicinin kendi kendisiyle, kendisinin bu rolleri ne kadar içselleştirdiğiyle yüzleşmesini sağlamayı amaçlıyor. Başarıp başaramadığı çalışmalar izleyiciyle buluştuktan sonra onların takdirine kalıyor.

Erkek egemen toplumsal cinsiyet normlarını ve rollerini tersyüz etmek sizin "Sus Kimseler Duymasın"da ve "Erkek Erkeğe" videolarınızda göze çarpan bir temaydı; burada da yine aynı şekilde "Kendine ait bir banyo"da da zannedersem bu roller tartışma konusu ediliyor? Bize biraz işi anlatırsanız seviniriz.

Sergideki çalışmaları asıl birbirine bağlayan konu bu olmamakla birlikte hem “Kendine Ait Bir Banyo”da, hem de “Bir Kadına Ürkütmeden Nasıl Dokunursunuz?” da erkeklik araştırması önemli bir yerde duruyor. Bu iki videonun asıl beni ilgilendiren çıkış noktası internetin deneyim paylaşımında açtığı kanallar ve kendinden menkul uzmanlar üretme potansiyeliydi. Bu konuya başka set videolarla da yaklaşabilirdim ama kendimi en fazla şaşırtan, varlığından haberdar olmadığım Youtube kanallarını ele almayı tercih ettim. Youtube’da muhtemelen kadınlara güzellik tavsiyesi veren yüzlerce, binlerce video olduğunu tahmin edersiniz ancak “Kendine Ait Bir Banyo” aynı sayıda videonun erkekler için de olduğunun keşfiyle başladı, erkeklerin izleyiciyi yarı çıplak bir şekilde banyolarına davet etmeleri, süslenmekten, taranmaktan çekinmemeleri, bunu paylaşıyor olmaları erkekliğin çok göz önünde olmayan bir veçhesine yaklaşmamı sağladı.

“Bir Kadına Ürkütmeden Nasıl Dokunursunuz?” videosu ise erkekliğin daha az sevimli, daha agresif bir yönüne bakıyor. Bu videoyu oluşturan videolar Google’a ya da Youtube’a “Nasıl kadın tavlarım?” sorusunu sorduğunuzda karşınıza çıkacak ilk videolar. Bu soruyu 12 yaşında bir çocuk da, yetişkin bir erkek de sorabilir ve karşılaşacağı şey kadınlardan avcılık terimleriyle bahseden, kadına hedef diyen, onu arkadaşlarından yani sürüden ayırmakta bahseden, kadınlığa ve erkekliğe dair bir dizi sözde bilgiyi defalarca tekrar eden sözde uzmanlar olacaktır. Dolayısıyla bu video kadınlığa ve erkekliğe dair, sanki bütün dünyayı biyolojik cinsiyet üzerinden hop diye ikiye bölmek mümkünmüş gibi gözümüze sokulan popüler söylemlere olabilecek en agresif örnek üzerinden bir bakış. Agresif olduğu için rahatsız da ediyor ancak aynı söylemlerin azıcık yumuşatılmış, biraz allanıp pullanmış versiyonlarını gazetelerden kadın dergilerine, sabah programlarından erkek dergilerine her yerde bulmak mümkün.

Yine “buluntu” malzeme ile ilgili olarak şunu sormak istiyorum: Onu temellük etmek, bağlamından koparmak, göstergelerini yeniden kurmak… Tüm bunlar aynı zamanda sanatçının nesneler ve şeyler (kavramlar, pratikler, vb.) üzerindeki tahakkümünü imlemiyor mu?

Elbette. Serginin sorduğu sorulardan biri de bu zaten. Bilgi, enformasyon kimin? Kim tarafından üretiliyor? Kim tarafından yayılıyor? Web’in dipsiz kuyularında kimler hangi “doğruları”, “tavsiyeleri” üretiyor. Sıkıştırılıp sınav formuna sokulmuş bilgi bize ne söylüyor? Bilgisini sınamaya çalıştığımız insanlara, ancak bu şekilde bu dünyada bir yerin olur dediğimiz insanlara sitemi hacklediği için kızabilir miyiz? Bu soruları sorarken yaptığım çalışmalarla ben de bir bilgi, enformasyon üreticisine dönüşmek zorundayım ve dolayısıyla çalışmalarım da sorduğum soruların muhatabı olmak zorunda. Var olmayan herhangi bir şey üretmek, bir söz söylemek ister istemez bir tahakkümü içeriyor ancak bu demokratik zemini sekteye uğratan bir şey değil. Birincisi bulunmuş ya da bir araya getirilmiş olanla izleyicinin nasıl ilişkileneceği kendisine kalmış bir şey. İkincisi benim bulduklarıma yaptığım aynı şekilde benim ürettiklerime de yapılabilir. Benim ardımda bıraktıklarım başkasının malzemesine dönüşebilir.

Bu aslında bir çeşit atık toplama işi. Üretilen bilgi, web kültürü, bilginin demokratikleştiği miti ardında dev bir enkaz, tüketilip kenara atılmış parçalar bırakıyor. Bu döküntüleri alıntılamak, montajlamak ya da bazen sadece göstermek söylemleri açık etmenin, baskın olanı deşifre etmenin metotlarından biri.